antalya eskort alanya transfer
Bugun...


Gündoğdu YILDIRIM

facebook-paylas
KAPLANIN SIRTINDA
Tarih: 11-08-2026 15:14:00 Güncelleme: 11-08-2026 15:14:00


Kitap tahlili yapmak hiç aklımda yoktu şu yazın sıcağında ama Zülfü

Livaneli’nin kaleme aldığı “Kaplanın Sırtında” kitabını okuduktan
sonra bir zorunluluk atfetti.
Biliyorsunuz Zülfü Livaneli, Türkiye’nin enlerindendir.
Hatta en iyisidir, diyebiliriz.
Özellikle müzikteki başarısı, Türkiye sınırlarını aştı, diğer ülkelerde
de tanınır oldu.
Edebiyatta başarısı yazdıkları kitaplardan, kırdığı satış rekorlarından
belli değil mi?
Serenat, Mutluluk, Kardeşimin Hikayesi, Son Ada, Huzursuzluk,
kendi hayatını anlattığı Sevdalım Hayat, Leylanın Evi…
Her biri büyük bir edebi eser…
Okumadığım birkaç kitabı ya vardır ya yok.
Onlardan birisidir “Kaplanın Sırtında” kitabı.
Arkadaşımın tavsiyesi ile “Kaplanın Sırtında” kitabını da okumaya
karar verdim.
İşin doğrusu iki günde okudum bitirdim.
Dedim ya Zülfü Livaneli büyük bir yazar, büyük bir edebiyatçı…
Haksızlık da etmek istemem ama “Kaplanın Sırtında” benim için bir
hayal kırıklığı oldu.
Kitapta anlatılanlar bambaşka mevzular, gerçekle bağdaştırmak çok
zor…
Acaba ben mi böyle düşünüyorum diye, internetten kitapla ilgili
yorumlara baktım, benimle aynı düşünen bir sürü yorumla karşılaştım.
Yazar sanki bir ulusal kahramandan bahsediyordu.
II. Abdülhamid büyük bir önder, büyük bir kurtarıcı, büyük bir vatan
severdi.

İttihat ve Terakki o kadar kötülenmiş Osmanlıya musallat olmuş baş
belasıydı.
Kanunu Esasiye, meşrutiyet, meclis, demokrasi mücadelesi…
Kim icat etmişti.
II. Abdülhamid’den sonra işlerinin kötü gitmesi, toprak kaybetme
sürecinin devam etmesi İttihat ve Terakki yönetiminin suçu olarak
görülmüştü.
II. Abdülhamid ile kardeşi V. Mehmed (Mehmed Reşad)
karşılaştırılmış, II. Abdülhamid’in bilgisi, becerisi göklere çıkarılmış,
tahta kalsaymış, ülke savaşlarda yenik düşmez, toprak kaybetmezmiş.
Kitaptan bu sonuç çıkıyordu.
II. Abdülhamid Avrupa’dan geri kalındığını itiraf etmiş, reform
yapılması gerektiğini söylemiş.
Avrupa’dan geri kalındığını II. Abdülhamid değil herkesin bildiği,
kabul ettiği bir gerçeklikti.
Ne kadar reformlar yapılırsa yapılsın çöküşün önüne geçilemezdi.
Bunun tek sorumlusu da ülkede var olan ulema sınıfı değildi.
Romanda; yeniliklerin, reformların yapılamamasının tek sorumlusu
ulema olarak gösterilmiş, dolayısı ile Abdülhamid “sütten çıkmış ak
kaşık” misali aklanmış.
Vatan severliği göklere çıkartılmış, Balkanlardaki yenilgilere, toprak
kayıplarına atfen, “İyi ki bilmiyordu adam bunları, yoksa yüreğine
inerdi.”  “Böyle bir şeyi rüyasında bile görmezdi, duysa kalp krizi
geçirirdi.” diyor.
Abdülhamid’in döneminde Kuzey Afrika’nın, Balkanların büyük
bölümünün kaybedildiğini hiç de öyle kalp krizi falan geçirmediğini
yazar unutmuş ya da hatırlamak istememiş.
Abdülhamid’in çok akıllı ve kurnaz bir devlet adamı olduğunu, ülke
yönetmedeki üst düzey becerisini ise şu anlatıyla tescilliyor: “Madem
iki ordu geliyor, ilk gelen orduya direniş göstererek öteki ordunun da

yetişmesini sağlamak sonra Yunan ve Bulgar ordusunun birbiriyle
harp etmeye sürüklemek lazımdır.”
Doktor, Abdülhamid’in bu taktik ve stratejisi üzerine: “Demek
imparator dediğin böyle bir şeymiş… Başka bir adam bu. O mız mız
hasta gitmiş, heybetli bir adam gelmiş. Bu adam üç kıtaya hükmetmiş
bir padişah…” kanısına varmış.
 Selanik şehrinin işgal edileceğini öğrenmesi üzerine II. Abdülhamid,
“Atalarımdan miras kalan bu şehri savunmak isterim. Bana bir tüfek
verin” diyerek, vatan için canını verebilecek bir fedaiye dönüşmesi,
yanındaki İttihat ve Terakkiciyi şaşkına çeviriyor.
Doktor ile her sohbetlerinde kazanan II. Abdülhamid oluyor.
II. Abdülhamid engin bilgisi, zekâsı ile İttihat ve Terakkici doktoru
adeta büyülüyor.
Roman neresinden bakarsanız bakınız okuyucunun kafasında bir sürü
soru işareti bırakıyor.
Sınıfsal olarak da bilimsel temelde de tarihi gerçeklerle de
örtüşmüyor, sorunlu bir yaklaşım söz konusu...
Yaptıkları tüm kötülükler aklanmış, Mithat Paşa’nın sürgün edilmesi
suç sayılmış.
II. Abdülhamid’in tek suçu Mithat Paşa hikayesi, başka bir suçu yok;
suçsuz, günahsız, değeri bilinmemiş, hakkı yenmiş bir II. Abdülhamid
var karşımızda.
Zülfü Livaneli meseleyi böyle görmüş.
Tahtan indirilmesini, talihsizlik, siyasal bir hamle olarak
değerlendirmiş; bunda da toy İttihat ve Terakki’yi suçlu ilan etmiş.
Şu gerçeği kabul etmek gerekmektedir: Teokrasi, Monarşi istendik bir
yönetim şekli olamaz.
Hiçbir şekilde de övülemez.

Bir padişah ne kadar iyi ve vicdanlı olabilir?
Sonuçta padişah hem ülkenin hem de ülkede yaşayanların tek
sahibidir.
Padişahın kişisel özellikleri bu gerçeği değiştirmez.
Her bir kişi bulunduğu konuma göre davranış sergiler…
İşçi, patron gibi; patron işçi gibi davranış sergileyemez.
Bu işin doğasına aykırıdır.
Son söz: “Kaplanın Sırtında” romanı bir hayal kırıklığı olmuştur benim
için.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
nöbetçi eczaneler
YAZARLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI